Doğu Bölgelerinde Mirasın Sadece Erkekler Arasında Paylaştırılmasının Sosyal ve Ekonomik Etkileri
Türkiye’de miras hukuku kadın ve erkek çocuklar arasında eşitliği esas almasına rağmen, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı geri kalmış şehirlerinde mirasın fiilen yalnızca erkek çocuklara bırakıldığı görülmektedir. Bu çalışma, söz konusu uygulamanın toplumsal ilişkiler, aile yapısı ve ekonomik yapı üzerindeki etkilerini incelemektedir. Bulgular, bu pratiğin kadınların mülkiyet hakkını sistematik olarak sınırladığını, aile içi çatışmaları artırdığını ve ekonomik kalkınmayı olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir. Mirasın cinsiyet temelli paylaşımının yalnızca bireysel bir hak ihlali değil, aynı zamanda yapısal bir kalkınma sorunu olduğu açıktır.
AZ ÖNCE “JİN JİYAN AZADİ” DİYORDUNUZ?
Miras, yalnızca mal paylaşımı değil; aynı zamanda iktidarın, aidiyetin ve aile içindeki konumların yeniden üretildiği bir toplumsal mekanizmadır. Türk Medeni Kanunu’na göre miras paylaşımında cinsiyet temelli bir ayrım yapılamaz. Ancak bazı geri kalmış şehirlerde hukuki normlar ile toplumsal pratikler arasında ciddi bir uyumsuzluk bulunmaktadır. Kadınların mirastan fiilen dışlanması, geleneğin hukukun önüne geçtiği ve toplumsal adaleti hiçe saydığı bir alan yaratmaktadır. Bu, sadece bireysel mağduriyet değil, toplumsal bir utançtır.
Kanunen Mirasçı Olamayanlar (Resmî Kategori)
Türk Medeni Kanunu uyarınca bir kimsenin mirasçı olamaması, ancak belirli hukuki sebeplerin varlığı hâlinde mümkündür. Bu kapsamda mirasçı olamayan kişiler şunlardır:
- (i) miras bırakanı kasten öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenler,
- (ii) sahte vasiyetname düzenleyen veya mevcut vasiyetnameyi ortadan kaldıranlar,
- (iii) hukuken mirastan çıkarılanlar,
- (iv) mirası reddedenler ve
- (v) miras hakkından feragat edenler.
Bu grupların ortak özelliği, mirasçılık sıfatının kaybının bireyin kendi fiiline ya da hukuki bir işleme dayanmasıdır. Başka bir ifadeyle, bu kişilerin mirasçılıktan yoksun kalması, hukuken tanımlanmış bireysel davranışlar veya geçerli hukuki tasarruflar sonucunda ortaya çıkmaktadır.
2. Doğu İllerinde Kadınların “De Facto” Mirasçılıktan Dışlanması
Herkesin değil, sadece kadının mülksüzleştiği bir toplum.
Türkiye’nin bazı geri kalmış şehirlerinde kadınlar, yukarıda sayılan hukuki sebeplerden hiçbirine sahip olmadıkları hâlde fiilen miras alamamaktadır. Bu kadınlar ne miras bırakanın hayatına yönelik bir fiilde bulunmuş, ne sahtecilik yapmış, ne mirası reddetmiş, ne de hukuken mirastan çıkarılmıştır. Buna rağmen miras paylaşımı sürecinde dışlanmaktadırlar.
Bu durum, hukuki bir mirastan yoksunluk hâli değil; toplumsal normlar ve gelenekler yoluyla üretilen bir dışlanma biçimidir. Fiiliyatta kadınlar, hukuki mevzuatta karşılığı bulunmayan ancak uygulamada etkili olan bir kategoriye dâhil edilmektedir. Bu kategori, “gelenek gereği miras alamayanlar” şeklinde tanımlanabilir.
Söz konusu grup, kanun metinlerinde yer almamakta, yargı kararlarıyla oluşturulmamaktadır; ancak pratikte miras paylaşımında belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle kadınlar, resmî olarak mirasçı kabul edilmelerine rağmen, fiilen mirasçı olmayanlar sınıfına dahil edilmekte ve hukuki mirasçılık statüsü toplumsal pratikler aracılığıyla işlevsiz hâle getirilmektedir. Bu uygulama, toplumsal cinsiyet adaletsizliğinin en açık ve utanmaz göstergesidir.
Burda yapmaya çalıştığım, mirasın yalnızca erkekler arasında paylaştırılmasının sosyal ve ekonomik sonuçlarını çok boyutlu biçimde ele almaktır.
Literatür
Toplumsal cinsiyet ve mülkiyet ilişkisi üzerine yapılan çalışmalar, mülkiyetin ekonomik olduğu kadar sembolik bir güç kaynağı olduğunu göstermektedir (Agarwal, 1994; Kandiyoti, 1988). Türkiye bağlamında yapılan araştırmalar, özellikle kırsal bölgelerde kadınların miras hakkından feragat etmeye zorlandığını ortaya koymaktadır (Buğra & Keyder, 2006). Bu durum, patriyarkal aile yapısının ekonomik araçlarla yeniden üretildiğini göstermektedir. Uluslararası literatürde ise miras eşitsizliğinin kadın yoksulluğunu derinleştirdiği ve kuşaklar arası eşitsizliği artırdığı vurgulanmaktadır (Deere & Doss, 2006). Dolayısıyla mesele yalnızca kültürel değil, doğrudan kalkınma ile ilişkilidir.
NASIL YAPMALI?
Bulgular
Toplumsal Cinsiyet Hiyerarşisinin Pekişmesi
Mirasın erkeklere bırakılması, kadınların aile içindeki konumunu zayıflatmaktadır. Kadınlar, ekonomik güce sahip olmadıkları için karar süreçlerinden dışlanmakta ve “emanet” statüsüne indirgenmektedir. Bu durum, eşitsizliği geçici değil, kalıcı bir hale getirmektedir.
Aile İçi Çatışmaların Artması
Kadınların miras talep etmesi çoğu zaman aile bütünlüğüne tehdit olarak algılanmaktadır. Bu algı, kadınları ya susmaya zorlamakta ya da aileden dışlanma riskine maruz bırakmaktadır. Sonuç olarak aile, dayanışma üreten bir yapı olmaktan çıkıp, gerilim üreten bir alana dönüşmektedir.
Kadın Yoksulluğunun Derinleşmesi
Mülkiyet sahibi olmayan kadınlar, boşanma, dul kalma veya ekonomik kriz durumlarında ciddi kırılganlık yaşamaktadır. Bu kırılganlık, yoksulluğun kadınlar üzerinde yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Böylece eşitsizlik yalnızca bugünü değil, bir sonraki kuşağı da etkilemektedir.
Ekonomik Kaynakların Dar Bir Kesimde Toplanması
Mirasın erkekler arasında paylaşılması, ekonomik kaynakların sınırlı bir grup üzerinde yoğunlaşmasına yol açmaktadır. Bu durum, kadınların üretim süreçlerine katılımını sınırlandırmakta ve bölgesel kalkınmayı yavaşlatmaktadır. Toplumun üretim kapasitesinin yarısının sistem dışına itilmesi, ekonomik verimliliği düşürmektedir.
Bu bulgular, miras eşitsizliğinin yalnızca bir “aile meselesi” olmadığını, doğrudan toplumsal düzenle ilişkili olduğunu göstermektedir. Kadının mülkiyetten dışlanması, erkek egemenliğini ekonomik araçlarla pekiştirmektedir. Bu durum, geleneğin yalnızca kültürel değil, ekonomik bir tahakküm biçimine dönüştüğünü göstermektedir.
Bu da göstermektedir ki mirasın yalnızca erkekler arasında paylaştırılması:
- Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmekte,
- Aile içi çatışmaları artırmakta,
- Hukuk devletine olan güveni zayıflatmakta,
- Kadın yoksulluğunu kalıcı hale getirmekte ve
- Bölgesel kalkınmayı olumsuz etkilemektedir.
Dolayısıyla bu uygulama, yalnızca bir gelenek değil; toplumsal maliyeti yüksek bir eşitsizlik rejimidir. Bu durum, kadınlara yönelik sistematik ve utanmaz bir adaletsizliktir ve hiçbir şekilde mazur görülemez.
Kaynakça
- Agarwal, B. (1994). A field of one’s own: Gender and land rights in South Asia. Cambridge University Press.
- Buğra, A., & Keyder, Ç. (2006). Social policy in contemporary Turkey. Boğaziçi University Press.
- Deere, C. D., & Doss, C. R. (2006). The gender asset gap. Feminist Economics, 12(1–2), 1–50.
- Kandiyoti, D. (1988). Bargaining with patriarchy. Gender & Society, 2(3), 274–290.